Ketamin ve Etomidat Karşılaştırması | RSI Çalışması
(Ketamine or Etomidate for Tracheal Intubation of Critically Ill Adults, Engl J Med, 2025 Dec, 9:10.1056/NEJMoa2511420. yazısı hakkında)
doi: 10.1056/NEJMoa2511420. Online ahead of print.)
Bazı başlıklar vardır ki, insanları ister istemez heyecanlandırır. Entübasyon sırasında kullandığımız ilaçlar da bunların başında gelir; bu konuda herkesin mutlaka bir görüşü vardır. Eğitimim sırasında etomidat oldukça popülerdi, ancak acil serviste fiilen bulunması çoğu zaman zordu. Daha sonra adrenal supresyon endişeleri gündeme geldi.
Bu noktada temel soru şuydu: Etomidat yalnızca biyokimyasal sonuçları mı değiştiriyordu, yoksa gerçekten hasta sonuçlarını da etkiliyor muydu? Etomidat mortaliteyi artırıyor muydu? Bu tartışma, pek çok klinisyeni ketamine yöneltti; ancak ketaminle ilgili veriler de her zaman tartışmalı ve sınırlıydı.
Nihayet, RSI çalışması ile yüksek kaliteli verilere sahip olduk. Ancak şu soru hâlâ geçerliliğini koruyor: Hararetli bir tartışmada yüksek kaliteli bilimsel kanıt, bugüne kadar gerçekten belirleyici bir unsur olabildi mi?
Araştırma Sorusu
Kritik hastalığı olan erişkinlerde entübasyon için indüksiyon ajanı olarak kullanıldığında ketamin, etomidat ile karşılaştırıldığında daha düşük mortalite ile ilişkili midir?
Yöntemler
RSI çalışması, Amerika Birleşik Devletleri’nde 6 acil servis (ED) ve 8 yoğun bakım ünitesinde (YBÜ) yürütülmüş, pragmatik, açık etiketli, çok merkezli bir randomize kontrollü çalışmadır (RKÇ).
Hastalar
Anestezi indüksiyonu amacıyla ilaç kullanılarak entübasyon uygulanan kritik durumdaki erişkin hastalar.
Dışlama Kriterleri
Gebelik, mahkûmlar, travma hastaları, randomizasyonu engelleyecek derecede acil entübasyon gereksinimi olanlar ve tedaviyi uygulayan klinisyenin ketamin veya etomidattan birinin mutlaka gerekli olduğunu ya da kontrendike olduğunu düşündüğü hastalar.
Girişim (İntervansiyon)
İndüksiyon ajanı olarak ketamin kullanımı. Çalışmada, tam doz (2 mg/kg), orta doz (1,5 mg/kg) ve düşük doz (1 mg/kg) seçeneklerini içeren bir dozlama şeması (nomogram) sunulmuş, doz seçimi klinisyenin tercihine bırakılmıştır.
Karşılaştırma
İndüksiyon ajanı olarak etomidat kullanımı. Tam doz 0,3 mg/kg, orta doz 0,25 mg/kg ve düşük doz 0,2 mg/kg olarak tanımlanmıştır.
Ortak Süreçler
Bu çalışma pragmatik bir tasarıma sahiptir. İndüksiyon ajanı seçimi dışında kalan tüm hasta bakımına ilişkin kararlar, tedaviyi yürüten hekimin klinik takdirine bırakılmıştır.
Sonlanım Noktaları
Birincil sonlanım noktası, 28. güne kadar tüm nedenlere bağlı mortalitedir.
Önceden belirlenmiş tek ikincil sonlanım noktası ise entübasyon sırasında gelişen kardiyovasküler kollapstır. Bu birleşik sonlanım; sistolik kan basıncının 65 mmHg’nin altına düşmesi, yeni vazopressör başlanması veya mevcut vazopressör dozunun artırılması ya da indüksiyondan entübasyondan sonraki ilk 2 dakika içine kadar gelişen kardiyak arresti kapsamaktadır.
Sonuçlar
Toplam 2365 hasta çalışmaya dâhil edilmiştir (3439 taranan hasta arasından). Medyan yaş 60’tır. Hastaların yaklaşık yarısında sepsis veya septik şok mevcuttur ve %22’si randomizasyon sırasında vazopressör tedavisi almaktadır. Entübasyonların %55’i acil servislerde gerçekleştirilmiştir. Başlangıç özellikleri açısından gruplar büyük ölçüde benzerdir.
Birincil sonlanım noktası açısından gruplar arasında anlamlı fark saptanmamıştır. Yirmi sekiz günlük tüm nedenlere bağlı mortalite, ketamin grubunda %28,1, etomidat grubunda ise %29,1 olarak bulunmuştur (çalışma merkezine göre düzeltilmiş risk farkı −0,8 yüzde puan; %95 GA −4,5 ile 2,9; p = 0,65).
Bu bulgular, kritik hastalarda entübasyon için indüksiyon ajanı olarak ketamin ile etomidat arasında mortalite açısından klinik olarak anlamlı bir fark olmadığını göstermektedir.

Ketamin grubunda peri-entübasyon dönemde kardiyovasküler kollaps insidansı daha yüksek bulunmuştur (%22’ye karşı %17; mutlak risk artışı %5,1; %95 GA: 1,9–8,3). Bu fark, özellikle septik şoklu hastalarda (%31’e karşı %21) ve APACHE II skoru yüksek olan hastalarda (%31’e karşı %21) daha belirgin görünmektedir.
Elbette, birleşik (kompozit) sonlanım noktalarının yorumlanması her zaman güçtür. Aşağıda daha ayrıntılı olarak tartışılacaktır; ancak burada özellikle vurgulanması gereken nokta şudur: Sistolik kan basıncının 65 mmHg’nin altına düştüğü hasta sayısı iki grupta neredeyse aynıdır ve kardiyak arrest oranları da tamamen eşittir. Dolayısıyla gözlenen farkın tamamı, yeni vazopressör başlanması veya mevcut vazopressör dozunun artırılması gereksiniminden kaynaklanmaktadır.
Bu durum şu soruyu gündeme getirmektedir: Kan basıncı ölçümleri benzer iken, neden bir grupta daha fazla hastaya vazopressör tedavisi verilmiştir?

Genel olarak New England Journal of Medicine’ın (NEJM) büyük bir hayranı olduğumu söyleyemem; hatta onu yüksek kaliteli araştırmanın mutlak bir göstergesi olarak da kabul etmiyorum. Bununla birlikte, acil tıp alanındaki bir çalışmanın bu dergide yer almasını görmek memnuniyet verici. Bu çalışmanın, bazı kişilerin dergiyle özdeşleştirdiği itibarı hak ettiğini düşünüyorum. Bu araştırma grubu, dünya genelinde en etkili kritik bakım çalışmalarından bazılarını üretmektedir ve bunu fazlasıyla takdiri hak etmektedir. Elbette hiçbir klinik çalışma kusursuz değildir; bu nedenle aşağıda bazı küçük metodolojik sorunlara değineceğim. Ancak asıl karşı karşıya kalacağınız temel soru şudur: Birincil sonlanım noktası negatifken, bu çalışmanın ikincil sonlanım noktası sizin için gerçekten ne kadar anlamlıdır?
Dikkate alınması gereken birkaç küçük metodolojik nokta bulunmaktadır. Klinik gerçeklikte, hekimlerin bir ajanın mutlaka gerekli olduğunu ya da kontrendike olduğunu düşündükleri durumlarda çalışmadan çıkabilmelerine izin verilmesini anlayabiliyorum; ancak bu dışlama kriterinden her zaman rahatsız olmuşumdur. Bu yaklaşım çalışmaya ciddi düzeyde öznel bir unsur eklemektedir. Araştırma yapmamızın temel nedeni, hangi ajanın daha iyi olduğunu bilmememizdir. Klinik uygulayıcıların bilimsel veriden daha iyi bildiklerini varsayarak hareket etmelerine izin verilmesi, bilimin kendisini yanlı hale getirir. Bunun sonucu olarak, bu çalışmanın sonuçları ne olursa olsun, klinisyenler hâlâ “kesinlikle ketamin ya da etomidat gerektiren” bir hasta grubunun var olduğunu iddia edebileceklerdir; çünkü bu hastalar çalışmanın dışında bırakılmıştır. Eğer ajanlar arasında gerçek bir fark varsa, bu dışlama kriteri çalışmayı yalancı negatif bir sonuca doğru eğecektir. Öte yandan, gerçekte bir fark olmasa bile, insanlar bu farkın “çalışmaya alınmayan hastalarda” var olduğunu iddia edebilecektir.
Bu çalışmada tüm travma hastalarının dışlanmış olması da dikkat çekicidir. Bu kararın gerekçesinden emin değilim; ancak entübasyon sırasında hemodinamik sorunlarla sık karşılaşılan en önemli hasta gruplarından birine genellenebilirliği ciddi şekilde kısıtlamaktadır.
Kullanılan dozlar konusunda da bazı itirazlar ileri sürülebilir. Doz dağılım paterni bir ölçüde ilginçtir ve etomidat grubunda çok düşük dozların biraz daha sık kullanılmış olabileceği izlenimi vardır. Genel olarak dozların acil servis pratiğini yansıttığını düşünüyorum; ancak sizin bireysel klinik uygulamanızı birebir temsil etmeyebilir.
Son olarak, küçük ama benim için önemli bir nokta: Yayınlanan makalelerin, kayıtlı protokolle birebir örtüşmesini tercih ederim. ClinicalTrials.gov’da her iki ilaç için yalnızca tek bir doz (tam doz) listelenmiş ve klinisyenlerin daha yüksek veya daha düşük doz seçebileceği belirtilmiştir. Oysa makalede, tamamı tam dozdan daha düşük olan üç spesifik doz tanımlanmıştır. Bu değişikliğin ne zaman yapıldığı net değildir. Bunun sonuçların yorumunu ciddi biçimde etkilediğini düşünmüyorum; ancak nihai makalenin yayımlanmış protokolle tam uyumlu olduğu durumlarda çalışmalara olan güvenim her zaman daha yüksek olmaktadır.
Dikkate alınması gereken önemli bir karıştırıcı (confounder) etken, adrenal supresyonun yönetimidir. Çalışmanın ek materyallerinde steroid kullanımına dair herhangi bir bilgiye rastlanmamaktadır. Ancak günümüz yoğun bakım pratiğinde, etomidatın adrenal supresyona yol açtığı bilindiğinden, yoğun bakım hekimleri bu komplikasyonu ampirik olarak steroid tedavisiyle karşılıyor olabilir. Bu yaklaşım, modern klinik pratiğin gerçekçi bir yansımasıdır; ancak bu durum olası zararlı etkileri maskelemiş olabilir. Aynı mantığı ketamin için de uyguladığımızı varsayalım: Ketaminin daha fazla hipotansiyonla ilişkili olduğunu biliyorsak ve kullanımı sırasında vazopressörleri ampirik olarak biraz daha yüksek dozlarda titrasyonla uygularsak, burada gözlenen “zararları” da benzer şekilde ortadan kaldırmış olmaz mıyız? Bu yaklaşım, etomidat alan hastalara steroid verilmesinden temelde farklı mıdır?
Daha önce güç (power) hesaplamaları hakkında eleştirilerimi dile getirmiştim; ancak bu noktayı vurgulamaya devam etmek önemlidir: Tıbbi araştırmalar neredeyse hiçbir zaman öncelikli olarak bilimsel hedeflerle, hatta tıbbi hedeflerle tasarlanmamaktadır. Bu çalışmalar, pratikte neyin yapılabilir olduğu ve neyin yayımlanabileceği dikkate alınarak planlanmaktadır. Örneğin bu çalışma, iki grup arasında mortalitede %5,2’lik mutlak bir farkı saptayabilecek şekilde tasarlanmıştır. Oysa tıbbın tamamında mortalitede %5,2 mutlak iyileşme sağlayan müdahalelerin sayısı yok denecek kadar azdır. Josh Farkas’ın da belirttiği gibi, bu durum STEMI’de primer perkütan koroner girişim (PCI) ile karşılaştırılabilir; PCI’da dahi mutlak mortalite azalması yaklaşık %3 civarındadır. Başka bir ifadeyle, bu çalışmanın tasarımına göre ketaminin etomidata kıyasla STEMI’de PCI’ın sağladığının yaklaşık iki katı kadar bir mortalite faydası sağlaması beklenmiştir! Elbette araştırmacıların gerçekten böyle düşündüklerini varsaymıyorum. Güç hesabı büyük ölçüde teorik ve gerçeklikten kopuktur; ancak ne yazık ki bu durum, çalışmanın daha en baştan iki grup arasında gerçek bir farkı gösterebilecek şekilde tasarlanmadığını ortaya koymaktadır. Başka bir deyişle, bu çalışma ilk hasta dâhil edilmeden önce bile negatif sonuçlanmaya mahkûmdu.
Bu nedenle, ketamin grubunda mortalitenin gerçekte %1 daha düşük bulunmuş olmasına rağmen—yani etomidat yerine ketamin kullanılan her 100 hastada teorik olarak 1 hastanın fazladan hayatta kalması anlamına gelse de—bu çalışmanın bunun gerçek bir etki mi yoksa istatistiksel gürültü mü olduğunu ayırt edebilmesi mümkün değildir. (Bunun büyük olasılıkla gürültü olduğunu düşünüyorum; ancak mevcut verilerle bunu söylemek mümkün değildir.)
Bu yazının ilk taslağında bu bölümü yalnızca güç hesaplamalarına yönelik bir serzeniş olarak bırakmıştım. Ancak üzerinde daha fazla düşündükçe, bunun makalenin eleştirisinde belki de en kritik nokta olduğunu fark ettim. Bu çalışmanın yapılmasının temel nedeni, etomidatın mortaliteyi artırabileceğine dair endişelerdi. Ardından, baştan itibaren yetersiz güce sahip bir çalışma yürütüldü; buna rağmen sonuçlar etomidat grubunda daha kötü mortaliteye işaret etmektedir. Bu durum, çalışmanın başlangıçtaki hipotezi dikkate alındığında, etomidatın mortaliteyi artırmadığını göstermede bu çalışmanın kanıt değeri konusunda beni ciddi biçimde daha şüpheci hale getirmektedir. Beklenen yönde bir mortalite artışı görülmektedir. Farkın %5,2’den büyük olmayacağını zaten biliyorduk ve çalışma, %5,2’nin altındaki farkların istatistiksel olarak negatif çıkacağı şekilde tasarlanmıştı. Dolayısıyla, eğer etomidat gerçekten küçük ama klinik olarak anlamlı bir mortalite artışına yol açıyorsa, bu çalışmadan tam olarak bu sonuçları beklerdik.
Bu noktayı tekrar vurgulamak istiyorum; çünkü muhtemelen bu yazının en önemli mesajıdır ve ne yazık ki metnin tam ortasında kalmıştır: Bu sonuçlar, etomidatın mortalitede küçük bir artışa yol açması durumunda bekleyeceğimiz sonuçların tam olarak kendisidir. Bu çalışma, mortalitede gerçek bir %1’lik artışın istatistiksel olarak anlamsız çıkacağı şekilde tasarlanmıştır; oysa böyle bir fark klinik açıdan açıkça anlamlıdır.
Birincil sonlanım noktasının gerçekten negatif olduğunu varsayarsak, bu çalışmanın yorumu büyük ölçüde ikincil sonlanım noktasına dayanacaktır. (Önceden belirlenmiş tek bir ikincil sonlanım noktasının olması, yanlış pozitiflik riskini azaltarak çalışmanın gücünü artırmaktadır. Keşke daha fazla çalışma bu şekilde tasarlansa.) “Kardiyovasküler kollaps” ifadesi kulağa oldukça ürkütücü gelmektedir. Görünüşe göre ketamin buna yol açmaktadır. Yalnızca özeti okuyan biri, ketaminden uzaklaşmaya karar verebilir. Ancak makalenin tamamı okunduğunda, büyük olasılıkla farklı bir sonuca varılacaktır.
İlk bakışta, kardiyovasküler kollaps tanımı makul görünmektedir. Kan basıncı açısından bakıldığında, sistolik kan basıncının 65 mmHg’nin altına düşmesi gerekmektedir. Bu eşik, kısa süreli ve klinik açıdan önemsiz hipotansiyonları raporlayan birçok çalışmaya kıyasla daha gerçekçidir. Ancak hipotansiyon nihayetinde yalnızca bir sürrogat (ikame) sonlanım noktasıdır. Asıl sorulması gereken, bunun hasta açısından klinik olarak anlamlı sonuçlara yol açıp açmadığıdır. Bu çalışma, en önemli sonlanım noktası olan mortalite için güçlendirilmişti ve bu açıdan iki grup arasında fark saptanmamıştır. Eğer kan basıncı düşüyor ancak başka hiçbir şey değişmiyorsa, bunun klinik önemi var mıdır? Bu durum “ormanda devrilen ama kimsenin duymadığı ağaç” metaforuna benzemiyor mu?
Eğer etomidat grubunda mortalite daha iyi olsaydı (istatistiksel olarak anlamlı olmasa bile), kan basıncı değişikliklerinin önemine daha fazla ikna olabilirdim. Ancak gerçekte tam tersi görülmektedir: “kardiyovasküler kollaps” tanımlanmasına rağmen, mortalite ketamin grubunda %1 oranında daha düşüktür. Hayatta kalımı artıran bir durum söz konusuysa, “kardiyovasküler kollaps” ifadesi kulağa çok daha az korkutucu gelmektedir.
Josh Farkas bu konuyu kendi yazısında daha ayrıntılı ele almaktadır; ayrıca önceki veriler, ürkütücü ismine rağmen “kardiyovasküler kollaps” olarak tanımlanan bu kompozit sürrogat sonlanımın klinik olarak anlamsız olabileceğini düşündürmektedir. Önceki çalışmalarda, bu tanıma göre kardiyovasküler kollaps oranı daha yüksek olmasına rağmen, ketamin grubunda mortalite daha düşük bulunmuştur (Matchett, 2022). “Kardiyovasküler kollaps” ile ilgilenmemizin tek nedeni, teorik olarak mortalite ile ilişkili olması gerektiğini düşünmemizdir; ancak mevcut veriler bunun tersini düşündürmektedir. Tüm nedenlere bağlı mortalite açısından negatif olan ya da ketamin lehine sonuçlanan bir çalışmada, ikincil bir sonlanım noktası olan bu ölçütün büyük ölçüde göz ardı edilmesi gerektiği açıktır.
Elbette kritik hastalar pek çok farklı nedenle hayatını kaybedebilir. Yirmi sekiz günlük mortalite verilerindeki “gürültü” içinde bir indüksiyon ajanına bağlı zararlı etkiyi ayırt etmek zor olabilir. Bununla birlikte, ek materyallerde 1 saatlik mortalite verisi de sunulmuştur ve bu oranlar iki grupta aynıdır (%0,6’ya karşı %0,5). Bu bulgu, bildirilen hemodinamik değişikliklerin klinik olarak anlamlı olmadığını düşündürmektedir.
Burada kullanılan “kardiyovasküler kollaps” aslında kompozit bir sonlanım noktasıdır ve bu hastalarda gerçekte ne yaşandığı konusunda bazı soru işaretleri bulunmaktadır. Her iki grupta da sistolik kan basıncının 65 mmHg’nin altına düştüğü hasta sayısı ve kardiyak arrest oranları neredeyse aynıdır. Dolayısıyla gruplar arasındaki tüm fark, yeni vazopressör başlanması veya mevcut vazopressör dozunun artırılmasından kaynaklanmaktadır. Ancak kan basıncı değerleri benzerken, neden bir grupta daha fazla vazopressör kullanıldığı sorusu, bu kompozit sonlanımın klinik değerini ciddi biçimde zayıflatmaktadır. Bu durum, klinik olarak anlamlı olmayan kan basıncı düşüşlerine karşı vazopressör başlandığını düşündürmektedir.
Ayrıca, bu açık etiketli çalışmada “kardiyovasküler kollaps” sonlanımının yanlılığa açık olduğuna dair ipuçları bulunmaktadır. Etomidat grubunda entübasyon sırasında %2 daha fazla vazopressör kullanımı mevcuttur. Bu da klinisyenlerin farklı ajanları kullanırken kan basıncını farklı şekilde değerlendirdiklerini ve bunun ikincil sonlanım noktasını açıklayabileceğini düşündürmektedir. Dahası, eğer etomidat grubunda vazopressörler entübasyon öncesinde, ketamin grubunda ise entübasyon sonrasında başlandıysa, bu gruplar arasında gerçekten anlamlı bir farktan söz edilebilir mi?
Bir diğer önemli nokta, kardiyovasküler kollapsın yalnızca entübasyondan sonraki ilk 2 dakika içinde değerlendirilmiş olmasıdır. Beşinci veya onuncu dakikadaki kan basınçlarına dair herhangi bir veri sunulmamıştır. Klinik pratikte, tek bir düşük tansiyon ölçümüne aşırı tepki verildiğine sıkça tanık olunmaktadır; oysa çoğu zaman doğru yaklaşım bir dakika bekleyip ölçümü tekrarlamaktır. Her ne kadar kritik peri-entübasyon hastalarında “bekle-gör” yaklaşımı uygun olmasa da, bu çalışmada çok geniş bir hasta spektrumu yer almaktadır ve mevcut veriler gerçekte ne yaşandığını anlamak için yeterince ayrıntılı değildir. Beşinci dakikadaki kan basıncı neydi? Bu hastalar tek doz “push-dose” vazopressör mü aldı, yoksa uzun süreli infüzyonlara mı ihtiyaç duydular? Gerçekten vazopressöre ihtiyaçları var mıydı?
Açık etiketli, pragmatik bir çalışmada, yalnızca entübasyon etrafındaki 2 dakikalık döneme odaklanmak bazı ince yanlılıklara yol açabilir. Etomidat ve ketamin indüksiyonun ilk dakikasında çok farklı etkilere sahiptir. Ketamin kullanıldığında genellikle paralitiğin etki etmesi beklenir; oysa etomidatla derin sedasyon sayesinde tam paralizi olmadan laringoskopiye başlanabilir. (Bu fark, ketamin grubunda entübasyon süresinin 9 saniye daha uzun olmasını açıklıyor olabilir.) Yalnızca 2 dakikalık sonuçlara odaklanmak, örneğin etomidatın paralizi öncesi laringeal manipülasyona bağlı olarak sempatik uyarıyı artırması gibi olası yanlılıklara zemin hazırlar.
Şimdiden pek çok kişinin bu ikincil sonlanım noktasını “uygulamayı değiştiren” bir bulgu gibi tartıştığını görüyorum; ancak burada ince bir mantık hatası yapıyor olabiliriz. Bu çalışmanın yapılma nedeni, etomidatın zararlı olabileceği endişesiydi. Etomidatın adrenal supresyona yol açtığını biliyorduk, ancak bunun mortaliteye yansıyıp yansımadığını bilmiyorduk. Bu çalışmaya dayanarak etomidata geçilmesini savunanlar, mortalitede fark olmamasını adrenal supresyon sürrogatının anlamsız olduğunun kanıtı olarak kabul etmektedir.
Ancak aynı argüman tersine de uygulanmamalı mıdır? Ketaminle ilişkili geçici hipotansiyondan endişe eden biri için, birincil sonlanım noktası bu sürrogat hipotansiyonun klinik olarak anlamsız olduğunu göstermiyor mu? Bu argüman etomidat için geçerliyse, ketamin için de – hatta mortalite nokta tahmini ketamin lehineyken – daha güçlü biçimde geçerli olmalıdır.
Klinik pratikte bu verilerle ne yapacağım? Eğer etomidata geçeceğinizi söylerseniz, buna itiraz etmem. Bu çalışmadan önce de güçlü bir görüşüm yoktu, şimdi de yok. Bu çalışma, ciddi hastalarda uzun dönem önemli sonlanımlar açısından bu iki ajanın büyük olasılıkla eşdeğer olduğunu göstermektedir. (Ancak bu çalışmadan önce etomidatın mortaliteyi artırdığına inanıyorsanız, bu inancınızın değişmesi için güçlü bir neden de sunmamaktadır; zira etomidat grubunda oldukça makul görünen %1’lik bir mortalite artışı mevcuttur.)
Burada bildirilen “kardiyovasküler kollaps”ın büyük kısmının, açık etiketli bir çalışmada ortaya çıkan yanlı bir artefakt olduğunu düşünüyorum. Bununla birlikte, ketaminin de etomidatın da kritik hastalarda kan basıncını düşürebileceğini varsaymak gerekir. Peri-entübasyon hipotansiyonuna her zaman hazırlıklı olunmalıdır. Hastaları resüsitasyona hazır olduğunuz sürece, bu ikincil sonlanımın klinik açıdan önemsiz olduğu açıktır.
Kendi pratiğimde şu anda ağırlıklı olarak ketamin kullanıyorum ve bu veriler ışığında bunu değiştirmek için bir neden görmüyorum. Hemodinamik ikincil sonlanımlar muhtemelen çok tartışılacaktır; ancak bu çalışma, ölçülen her neyse, uzun dönem anlamlı klinik sonuçlara yol açmadığını net biçimde göstermektedir. Tüm nedenlere bağlı mortalite için nokta tahmini ketamin lehinedir. Çalıştığım yerde herkes ketamine daha aşinadır; etomidata geçiş ek eğitim gerektirebilir ve hata riskini artırabilir. Ayrıca ketamin için kullandığım doz, rokuronyum için kullandığım doza (yaklaşık 1,5 mg/kg) çok benzerdir; bu da resüsitasyon sırasında hesaplamayı ve iletişimi kolaylaştırır. Tüm bu nedenlerle, etomidat lehine daha güçlü argümanlar sunulmadığı sürece, ketamin benim için tercih edilen ajan olmaya devam edecektir.
Sonuç (Bottom Line)
Bu randomize kontrollü çalışma, yetersiz gücüne rağmen, kritik erişkin hastalarda entübasyon sırasında etomidat ile ketamin kullanımı arasında mortalite açısından fark olmadığını göstermektedir. Yaygın biçimde tartışılacak olsa da, “kardiyovasküler kollaps” ikincil sonlanım noktasının büyük olasılıkla klinik bir anlamı yoktur.
Alternatif bir sonuç ifadesi ise şu olabilir: Bu veriler, ketamin ve etomidatın benzer klinik sonuçlara sahip olduğunu düşündürmekte; ancak etomidatın mortalitede küçük fakat gerçek bir artışa yol açabileceği olasılığını açık bırakırken, ketaminle daha kötü sonuçlar görülme ihtimalini neredeyse dışlamaktadır. Bu şekilde ifade edildiğinde, klinik çıkarımlar çok daha net görünmektedir.
Kaynaklar
Casey JD, Seitz KP, Driver BE, Gibbs KW, Ginde AA, Trent SA, Russell DW, Muhs AL, Prekker ME, Gaillard JP, Resnick-Ault D, Stewart LJ, Whitson MR, DeMasi SC, Robinson AE, Palakshappa JA, Aggarwal NR, Brainard JC, Douin DJ, Marvi TK, Scott BK, Alber SM, Lyle C, Gandotra S, Van Schaik GW, Lacy AJ, Sherlin KC, Erickson HL, Cain JM, Redman B, Beach LL, Gould B, McIntosh J, Lewis AA, Lloyd BD, Israel TL, Imhoff B, Wang L, Spicer AB, Churpek MM, Rice TW, Self WH, Han JH, Semler MW; RSI Investigators and the Pragmatic Critical Care Research Group. Ketamine or Etomidate for Tracheal Intubation of Critically Ill Adults. N Engl J Med. 2025 Dec 9. doi: 10.1056/NEJMoa2511420. Epub ahead of print. PMID: 41369227
Matchett G, Gasanova I, Riccio CA, Nasir D, Sunna MC, Bravenec BJ, Azizad O, Farrell B, Minhajuddin A, Stewart JW, Liang LW, Moon TS, Fox PE, Ebeling CG, Smith MN, Trousdale D, Ogunnaike BO; EvK Clinical Trial Collaborators. Etomidate versus ketamine for emergency endotracheal intubation: a randomized clinical trial. Intensive Care Med. 2022 Jan;48(1):78-91. doi: 10.1007/s00134-021-06577-x. Epub 2021 Dec 14. PMID: 34904190
Yazının orjinal başlığı:
Ketamine or Etomidate for Tracheal Intubation of Critically Ill Adults
Morgenstern, J. Ketamine versus Etomidate | The RSI trial, First10EM, December 22, 2025. Available at:
https://doi.org/10.51684/FIRS.144668
Kaynak: https://first10em.com/the-rsi-trial/
admin
YAZARSite Kurucusu. Maceraperest acil tıpçı

